Hasan Gürsoy

(Bu özgeçmiş, bazı söyleşilerde, verdiğim cevaplardan derlenmiştir).

1949 yılında Rize’de doğmuşum. Karadeniz’li olmamın, sanatçı yanımı oldukça olumlu etkilediğini düşünüyorum; görsel zenginlik, yaratıcılık, el becerisi, heyecan, ritm ve duygusallık gibi… Tabii, kırk yıl yaşadığım muhteşem İstanbul’un da, derin izleri var, kişiliğimde…

Birçok hocadan ve sanatçıdan etkilendim. Bu etki yolunu, devamlı açık tutmaya çalışıyorum. Ama, bendeki hamuru, ilk önce; lise çağlarımda resim hocalarım olan, Hasan Kavruk ve Osman Zeki Çakaloz yoğurmuştur, diyebilirim. Kayseri’deyken dışarıdan katıldığım, konservatuvar resim bölümü ve İstanbul’daki çeşitli kursların dışında, resmi bir sanat eğitimi almadım; alaylıyım. Bu eksikliğin farkına vararak, kırk yıllık süre içinde, akademik açıdan, kendimi, çok iyi eğittiğime inanıyorum.

Üniversite öğrecisiyken, maddi katkısı da olsun diye, Beyoğlu’nda portre karikatür çizerdik halka… Bazılarının, Akbaba ve Ustura dergilerinde yayımlandığı, konulu karikatürler de çizdim.

Yağlıboya da çalışıyorum ama, suluboyada daha iyiyim galiba. Tarzıma gelince, etkilendiğim doğayı, aynen resmetmem. Ağır konuların, izleyici üzerinde, abartılı, kandırıcı, sentetik bir etki yaratmasını istemem. Konu, ikinci planda kalır. Resim sanatının asıl öğeleri olan, renk, leke ve ritm gibi öğelerle, bir armoni yaratarak, düşünsel değil, görsel olarak etkilemek isterim, izleyiciyi. (Düşünsel konularda, yazı yazmayı tercih ederim.) Dışarıdaki etkilerden çok, içeriden gelen tepkilerimin tesirindedir, resmim. Arkada olması gereken fon, çoğu zaman öne çıkar, kuvvetli boyasallık, şiirsellik ve ekspresif etkilerle birlikte, desenle karışır. Kısacası, sevgili Turan Enginoğlu’nun tesbit ettiği gibi, lirik ekspresyonist (şiirsel dışavurumcu) bir ressamım.

2002 yılında, İstanbul’dan ayrılıp, Urla’ya yerleştikten sonra, bazı görevler de üstlendiğim, İzmir Suluboya Ressamları Derneği’ne üye oldum. Orada ve Urla’da açtığım Galeri Nüans’da, sergilerin dışında, verdiğim  resim derslerinde, birikimlerimi aktararak, faydalı olmağa çalışıyorum.  Amacım, aşırı gerçeklik kıskacına sıkışmış görünen suluboya resmini, daha yorumcu, ekspresyonist bir çizgiye taşımaktır. Bunun sadece benim uğraşımla gerçekleşemiyeceğini biliyorum. Ama, üstüme düşen görevi yapmalıyım, diye düşünüyorum.

1972 yılında İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdikten sonra, resim yapmaya ara vererek, on, onbeş yıl kadar çeşitli işler yaptım. Benden zengin biri çıkmayacağını anladıktan sonra, tekrar resme döndüm. Bu, gecikmeden doğan zaman kaybını gidermek için, yoğun bir tempo ile başladığım resim çalışmalarıma, Urla’daki atölyemde,  aynı tempo ile, halen devam etmekteyim.

Bu, yirmibeş yıl zarfında, otuza yakın kişisel sergim ve beş kere canlı performans sunumum oldu. Çok sayıda, fuar, festival, karma sergi gibi etkinlikere katıldım. Bunların içinde beni en çok etkileyen, Nürnberg-Schwabach’daki sempozyum oldu. Çeşitli plastik sanat dallarından altı Türk sanatçı ile birlikte, suluboya dalında Türkiye’yi temsil etmek üzere beni çağırmışlardı. Diğer ülke sanatçıları ile birlikte, halka açık olarak bir hafta boyunca, yaptığımız işleri, sonunda sergiledik ve oldukça beğeni aldık. Eserleri, müze, sanat kuruluşları, belediye, Türk Konsolosluğu gibi kuruluşlara verilmek üzere, orada bıraktık. Bu, benim için, ülkemi temsil etmek adına,  gururlandırıcı bir olay oldu.

Yoğun resim çalışmaları, dersler, sergiler, beğeniler ve olumsuz eleştiriler ile birlikte sanat hayatım, böylece devam etmekte…